Bir Adın Yolculuktu Bir Adın Başka

İnsan efsunkârlığını anlamını çoğaltarak gizleyebilir. Onu bir yere götüren de, yolundan vazgeçmesine sebep olandır bu yönü. Yola çıkmadan evvel denizine uğramış, fırtınalarından geçmiştir. Kıyına ulaştığında fark edersin, birliktelik başlar, kumlar çoğalır. Geçmiş dalgın zamanın aşınmasıyla yeni bir yolculuktur adı, gelir seni bulur, artık denize kavuşmanın vaktidir. ‘Adım Olcas Süleymanov. 1936’da Kazak Sovyet Cumhuriyeti’nin başkenti Alma-Ata’da doğdum. Babam: Ömer. Süvari subayıymış; ben doğduktan birkaç gün sonra bir çarpışmada ölmüş. Liseyi bitirinde Kazak Devlet Üniversite Jeoloji Bölümü’ne girdim. Sonra da petrol aradım yıllarca, jeolog olarak çalıştım.’

Odysseus, Troialılarla savaşırken Aias, arkadaşının ölüsünü Yunan çadırlarının bulunduğu yere götürdü. Orada büyük bir ateş hazırlayıp Akhilleus’u yaktılar. Kemiklerini de arkadaşı Patroklos’un kemiklerinin bulunduğu kaba koydular. Yunan komutanları Akhilleus’un öldüğü gece toplanarak, zırhın kime verileceğini kararlaştırdılar. İki aday vardı ortada Biri Odysseus, öteki de Aias’tı. Gizli oyla Odysseus seçildi. Hephaistos’un hazırlamış olduğu değerli zırh Ithaka kralına verildi. Aias, çok kızdı bu karara. Menelaos ile Agamemnon’u öldürmeyi aklına koydu. O gece iki kardeşin çadırına girdi kimseye görünmeden. Tam kılıcını çekerken tanrıça Athena onu çıldırttı. Aias, biraz ileride duran koyunları asker sanarak üstlerine saldırdı. Bir kısmını öldürdü. Kocaman bir koçu yakaladı. ‘Odysseus, öcümü alacağım senden’ diyerek zavallı hayvancağızı bir direğe bağladı, kırbaçlamaya başladı. Bir süre sonra kendine gelince, yapmış olduğu çılgınlığın farkına vardı. ‘Ne suçu vardı bu hayvanların?’ diye mırıldandı. Artık ne ölümlüler seviyor beni, ne de ölümsüzler. Bu durumda, yalnız korkaklar sürdürür yaşamlarını. Hiç olmazsa soylu biçimde öleyim.’ Kılıcını çekerek kendini öldürdü.

Gün batımına yakın gitmek istedim antik kenti görmeye. Güneşin sütun ve mermerler üzerindeki süzülüşünü izlemek, zamanlararası eşikten geçerek, ilk kenti görmeyi, yoldaşlık etmeyi istedim. Ruhun bilinmeyenin mucizeleri karşısında eğilip bükülmesini, kuş olup kanatlanmasını da izlemekti bu. Eski Mısır, Antik Yunan, Antik Roma, Orta Asya çağların arasında kalan parçalarımızdan kopmak kolay mı? Ya da hiç olmamış gibi yaşamak mümkün mü? Her antik kentin, tapınakların, heykellerin, taşların tozundan birer parçayım. Aias’ın kılıcının nasıl yapıldığını, koçun korkusunu, gözlerin buluşmasını, soylu bir biçimde hayattan ayrılmanın erdemini düşünmeden yaşayabilir miyim?

Olcas Süleymanov, Kazak şair Jeolog. Moskova Edebiyat Enstitüsü’ne gitti. Yeryüzünün jeolojik tarihini biliyordu, insanın tarihine eğilmek istedi. Tarih ve doğa onu bu yazıda Odysseus ile bir araya getirdi. Toplumsal olguyu anlamak için karşılığını doğada aradı Süleymanov. ‘Nereden geliyorsun? Sessizliğin başkentinden geliyorum/ durgun göller ülkesinden/ pınarın büyüsünden/ hışırtısından geliyorum yaylanın/ bir dağın bir ağaca söylediği şarkıdan/ ovadaki tek çiçekten/ bir tayın yelesinden geliyorum/ yeraltında koşuşan kökler arasından’ Uzak bir yıldızdan, kedilerin gözlerinden gelen yolcuydu tarihini bilen. Bir adı yolculuk, bir adı Ülkü Tamer, bir adı Olcas Süleymanova, Fizikçinin Duası. bizi mermerin tozunda buluşturan.

Geçmişi, yılları izleyen, kentlerin içinden geçerek, toprağı, ırmağı ve ışığı ortaya çıkaran, bugüne getiren, antik, parlayan bir yıldızdır. ‘Her şey ne kadar karmaşık deme/ eşsiz bir yalınlık yatar/ her karmaşanın altında.’ Parçalanmış taş dalgaları zaman kadar durgundur.

‘Kör bir adam gördüm Louvre’da.

Tek başınaydı, rehberi yoktu,

hiç konuşmadan bakıyordu

göz çukurlarıyla Venüs’e.

Zenciler de böyle bakar

karanlığa.

Müzenin döşemesi gıcırdıyordu.

Büyük bir çerçevenin önünde durdu adam.

Görüyordu,

Yara izleriyle mi? Yüzüyle mi?

Basbayağı gözleriyle görüyordu işte.

Resimden resime gidiyordu,

yapraklarını çevirir gibi bir kitabın,

ağır ağır,

sonunda durdu.

Uzun uzun durdu

boş bir duvar oyuğunun önünde durdu.’

Olcas Süleymanov / Fizikçinin Duası

Çeviren: Ülkü Tamer

 

CATEGORIES

Tags :