Görülmemiş Çiçekler ve Dikkatli Ariostos

Ruha gelen hiçbir şey basit değildir, ruh da hiçbir nesneye basit olarak sunmaz kendini diyor Pascal. Ruhun nesneyle basit bir ilişkisi değildir bu. Etkisi görünenin, ruhun bir yansıması olduğu düşünüldüğünde, hiçbir şeyi basitleştiremiyiz artık, yapılacak şey, elden geldiğince anlamları çoğaltmaktır. Ama nasıl çoğaltmak? Ruhun kabul ettiği iyi şeyleri anlamlandırarak.

“Şiire ve aşka inanıyorum, işte bu yüzden ölümsüzlüğe de inanıyorum.” Bu dizeyle karşılaşmasaydım eğer başka türlü düşünebilirdim ben de. Şiiri bilenin de başka türlü düşündüğünü  biliyorum. Ruhun nesne ile ilişkisini, insanı birbirine yakın tutan anların çoğalmasıyla anlamlandığını söyleyebiliriz belki. Bu tanışıklık, kimi zaman çok eskiye de dayanabilir.  Yannis Ritsos’un Son İstek şiiri, bu tanışıklığın yüzyıllar öncesinden gelmiş bir temsilcisi gibidir. Atina ile Isparta arasında  İ.Ö. 431-404 yılları arasında, 27 yıl süren Peloponnes Savaşlarının yapıldığı adada 1 Mayıs 1909  doğan Ritsos, diğer Yunan şairleri gibi o da binlerce yıldır yaşıyordur sanki…

‘Ritsos şiire başladığı ilk gençlik yıllarından bu yana Anadolu’dan gelen göçlerin yarattığı sorunlar, Metekas dönemi diktası, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Nazi işgali, İç Savaş ve 1967’de başlayan Albaylar Cuntası’nın acılı yıllarını bütün yorgunluğuyla yaşamış, kendi ailesinin çileli yaşantılarını da sineye çekip hayata ve yaşatan her şeye dört elle sarılmış bir şair olarak karşımıza çıkar’ Ritsos, insanın, yanından geçerek gidişini izlemeden, odağında, geçiş aşamasından önce nasıl yaklaşacağını bilen bir şairdir, insanı tanır. O dikkatli bir Ariostos’tur. Başkalarının ağzından konuşan, kendisiyle konuşan, başkalarıyla diğerlerini konuşturan, Dikkatli Ariostos.

Dikkatli Ariostos, Ritsos’un 1942 yılında Atina’da yazdığı ‘açlık ve yoksulluk kovma ayini’ olarak nitelediği romanı. “İçinde yaşadığımız ama bilincine varamadığımız bir dünyayı tartaklayan bir dille ve ozanın da dediği gibi bir dirsek dürtüşüyle çizebiliyor Ariostos. Her günkü yaşamımız bu. Büyük olaylar yok. Ellerimiz, bulutlar, bir sokak, yoldaki çocuk, şapkamız…” dediği romanın çevirmeni Herkül Milas, hem yabanıl, hem yapay bir dil, çok boyutlu, çok katmanlı bir dil, şiirsel eyleme ve anlama dönüştürdüğü için etkin ve çağrışımlı bir dil olarak yorumluyor.

Dikkatli Ariostos, bir yerde, “Tabladan kayıp kırılan bir bardağın gürültüsünü duyuyorum diyor”  Benim tabladan düşen ve aynı zamanda gene benim yerden cam kırıklarını toplayan, ötekiler üzerine basmasınlar diye. Ben dikkatli Ariostos.” Cevat Çapan Ritsos’un şiirlerinde, İsmene’nin, Orestes’in, Helen’in, Penelope’nin tarih öncesi bir dönemde yaşadıklarıyla onların günümüzdeki benzerlerinin yaşadıkları arasında anlamlı bağlar kurduğuna, daha çok onların başarısızlıkları, umursamazlıklarıyla ilgilendiğini anlatır. En büyük kaygısı yaşamayı sürdürmek, insan onurunu ezmeye, insan onurunu sömürmeye kalkanlara karşı direnmektir.

Daha kocamamış yüzünde batan gün, sevimli, dingin, kan kırmızısı/ gölgesi Agamemnon’un ölüsü gibi uzanıyor ovaya, kocaman.”

Ritsos’un şiirinde siyasal sorunlar ve toplumsal meseleler birbirinden ayrılmadan, yaşamın akışından geçerek biçimlenir. ‘Kuşkuyu, düşmanlığı, mutsuzluğu başka bir yere yöneltmek’ ister. Dayanışma, direniş ve özgürlük mücadelesinde her sözcük bir geçittir. Eylemin gerçekleşmesi, varlığı tanımlamaz, başka yollar ve geçitlerde gerekir buluşmalara, bazen de vazgeçmek gerekir buluşmalardan, iyi olana hazırlanmak için.  Ritsos, Dikkatli Ariostos’ta da şiirlerindeki gibi pencerenin yalnızlığı, yıldızın yalnızlığı, kendisini de onların yalnızlığına ortak ederek konuşur, çoğaltır. Nesneyi açık biçimde belirtmekten kaçınarak, okuyucu duyarlılığını etkilemeyi amaçlar. Mitolojiye, Antik Yunan’dan, Mısır’a unutulan insanın ve tarihin sessizliğine bir başkaldırıdır. Promethous’un ateşine bir kıvılcım ekleyerek aydınlatmaya, Penelope’nin korkusuna, düşlerine tanıklık ederek, ‘belki bir gün’ her şeyin biteceğine, doğanın, aklın yenileneceğine inanıyordur. Gerçeği yeniden görmeyi, onun üzerinden yapmayı ve bozmayı amaçlar.

Sana hayatı anlatıyor, yaraya saplanan her bıçak/ ve sana anlatmak için dünyanın güzelliğini /şifalı bir ot yeşeriyor tırnağının kirinde.” “Gözleriyle dünyanın arasında her zaman uyanık, unutkan, araştıran ve seçen aşılmaz gözlüğü olurdu ve parlatılmış yüzeyinde, ardındaki ve önündeki imgelerin yansıyan geçidi, boşluğun tutarlılığını yadsırcasına somut ve yok olmayan dengeli bir bütünlük içinde. Bazan bir rastlantı ya da önemsiz bir sözcük/ umulmadık bir anlam kazandırır şiire, nasıl ki, nicedir kimsenin uğramadığı/ terkedilmiş bir bodrumda, büyük, boş bir küpün/ karanlık kasnağında bir örümcek ansızın amaçsızca dolaşırsa- (size göre amaçsızca, ama ona göre…)”

Gündelik yaşam, güç, siyaset ve maddi koşullara odaklanırken, o dairenin içerisinde kaybolur insan. Öfkeyi, sevmenin gölgesinde büyütür, bu sebeple daha öfkeli ve hırçın kendi dünyasında yaşayan birine dönüşür. Etrafında neler olup bittiğini görmez, görse bile unutma alışkanlığından, sorununu çözmek isterken aceleci davranır, sorunlar hızla çözülmeli, her şey hızlı bir şekilde gelişmelidir ki hızlıca unutulsun.

 

Haykırmak istiyordu- daha fazla dayanamayacaktı.

Sesini duyabilecek kimse yoktu orada;

Kimse duymak istemiyordu.

Kendisi de korkuyordu sesinden,

içinde boğurdu sesini. Patlamak üzereydi susuşu.

Birden,

havaya uçtu gövdesinin parçaları,

hepsini bir yerlerine yerleştirecekti delikleri

kapamak için.

Ve rastgele bir gelincik, bir sarı zambak bulursa,

onları da toplayacak

kendisinin bir parçasıymış gibi gövdesine

yapıştıracaktı

böyleydi, delik deşik, görülmemiş bir şekilde çiçek

açıyordu işte”

Dikkatli Ariostos, bugün, insanın -çoğu zaman manasız- koşturmasına karşılık neler söylerdi? Başkasını duyumsamak, onun duyamadığını duymaya çalışarak, bir görev bilinciyle anlatmak ve fark ettirmek ister her dikkatli Ariostos.

‘Bir an için, yalnız bir an için sessizliğe bakıyorum, gözlerinin içine. Sonra yumuyorum gözlerimi, insanlara karışıp yürüyorum. Duvarlara sürtünerek gidiyorum ama gene de çarpıyorum geçenlerin dirseklerine. Gece susayıp uyandığında ve mutfak bilinmez bir yöne yer değiştirdiğinde, karanlığın içindeki masanın köşelerinden de serttir bu dirsekler. Veledin biri parmağıyla beni gösteriyor. ‘Bak kör geçiyor’ diye bağırıyor. Ben anlamazlıktan geliyorum. Aceleyle, piyango bileti satan seyyar satıcıyı durdurup numarasını beğendiğim bir bileti seçiyorum. ‘Ne zaman çekiliyor acaba biliyor musunuz?’diye soruyorum. Parayı alıp dönüp gidiyor satıcı. Paranın üstünü de vermiyor. O zaman gözlerimi yummayı unutmuş olduğumu anlıyorum. Yumuyorum.”

1Yannis Ritsos Seçme Şiirler Çev: Cevat Çapan

2Yannis Ritsos Görülmemiş Çiçek Açma Çev: Cevat Çapan

Resimler:Dimitris Mytaras

CATEGORIES