Gövde

Eski bir klasörü açtım bugün, son birkaç seneye dair biriken düşünceler ve izler ile yarım kalmış sayfalar… O yazılara kaldığım yerden devam etmeyi düşündüm önce sonra bunun önemini ve o süreçte yazarken taşıdığım heyecanda olmadığımı bilerek vazgeçtim. Kim bilir hangi duygularla, sorumluluklarla başlanmış, sonrasında araya giren zamana yenik düşmüş kelimeler… O kelimelerin üzerinde bıraktığı yük, kimseler bilmese de sanki dünya üstüne geliyormuş gibi çekilen sancılar. İnsan ne zaman üretken olur? sorusunu düşündüm sonra. En çok duygulanım yaşadığı ve aklıyla görebildiği zamanlarda bellki ki. İlki başlangıç diğeri de devamını getirmek için gerek. Hangisinden başlamalıyım?

Her yazıya başlama anında, gerekliliğini sorgulamadan önce kelimelerle aramdaki yakınlığı anlamaya çalışıyorum. Bu yakınlık zamanla beni uzaklaştıracaksa yazmamayı her zaman tercih ederim. Tekrar dönüp baktığımda, bu zamanı yeterince yaşadığıma ve mesafeyi uzunca bir süredir koruduğuma inanıyorum. Üzerinde en çok durduğum -istemesem de- onunla aramdaki yakınlığı saklayamadığım -ki şairin de gizlemeyemediği- ‘an gelir/ paldır küldür yıkılır bulutlar/ gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet/ o eski heyecan ölür.’ Senden başka kimselerin anlayamadığı anlardaki heyecan ve aklının içerisinde yaşadığın zamanlar bir anda kaybolur…

İçeride bir parça şiire yakın olmanın vermiş olduğu harareti koruyarak yazıya yaklaşıyorum. Bu hararet sadece o an’ın güzelliğini anlamak için dahi yeterli. Son birkaç yıldır yazdığım fakat yayınlamadığım farklı konularda yazdığım yazılar, farklı anları yakaladığım düşünce geçişleri arasında kalmışlar. Şimdi o kıvılcımı azaltarak geriye dönüp kelimelere bakıyorum. O yazılarla aramdaki mesafeyi de, aldığım sorumluluğu da kaldırarak ve zor olandan başlayarak ilk düğümü çözmek gerektiğinin farkındayım. Nasıl olsa bahaneler için her zaman fırsat bulunuyor.

Her bir yazı arasındaki o onulmaz mesafeyi kaldırarak yeniden başlıyorum. Daha fazla içinde ‘ben’ olanlarda kalmasını istemeden vazgeçiyorum. Ne zaman üretken olunur sorusuna dönüyorum bir kez daha. Öz biçiminde anlamlı olan şeyi kendince anlamlandırmaktan vazgeçtiğinde üretkenlik süreci de başlıyor. Yaşadığın anı olduğu gibi kabul ederek sadece güzelliğiyle orada bıraktığında. Bir iç hesaplaşmadan yazıya geçiş süreci arasındaki gerilimi kaldırmadan yeniye yer açmak mümkün olmuyor belli ki. Aniden birdenbire havada anlaşılmaz bir heybet yeni kelimeleri müjdeliyor.

CATEGORIES