Gülmek Katkıdır Yaşama

Gülmek, asık suratlara, kirli oyunlara, sevgisiz insanlara karşı bir savunma aracı olarak kullanılacağı gibi bazen de iyi şeylerin olabilme ihtimaline de hazırlıktır. “En azından hayattayız bu da iyi bir şey” diyen Her Şey Çok Güzel Olacak’ın Altan’ı gibi iyimser bir gülümsemeden söz edebiliriz. Gelip geçici, günü kurtaran gülümsemeler yetmez bize büyük ve devamlı gülmeler gerekir.

Başımıza gelen gülünç şeyler, bizim dışımızda olan ve dolaylı olarak bizi de etkileyen olayların birleşiminden gelir. Bir durup gülüyoruz, sonra başka bir gündem ve olayla yeniden gülüyor, çaresizce gülüyoruz. Bu gülmelerin arkasına saklanan gizli öfkelenmeler ise bizi pek iyi yerlere götürmüyor. Beğenmiyor, suçluyor, eleştiriyor ya da umursamıyoruz. Gülmek, sahiden gülmek için bize gerçekçi nedenler gerek. Gözlerinin içi gülen insanları gördüğümüzdeki heyecana benzer bir şey bu, gülmek için bahanesi olmayan gözler.

“Gülmek? Hiç gülmekten kaygılanılır mı? Gerçek gülüşten söz ediyorum, şakadan alaydan, gülünçten öte gülüşten. Gülmek, tatlı ve sonuz bir sevinçtir, baştan başa sevinçtir.” Gülüşün ve Unutuşun Kitabı Milan Kundera’nın gülüşünü anlamalı. Gülmek, herkesin yaptığı basit bir eylemdir görünürde. Gerçek gülüş ile tanışmamış insan için gülmenin anlamı, şaka olana tepkidir. Instagram’da asık suratlı görünmenin iyi bir şey olarak gösterildiği ‘cool’ olma çabasındaki insana ulaşmayabilir bu, onun için gülmenin tanımı başkadır. Yine de aynı şeylere tebessüm ettiklerimizin bizden bu kadar uzak olmalarının görünenin, görünmek istenenin önüne geçmesindendir. Zorlama bir gülüşün, gülünç bir gülüş olduğunun farkında olmaksızın bu duruma gülmekten başka bir anlama gelmediğini biliriz. Sevinçle, mutlulukla gülmenin, aşkla ve ona benzeyen şeylerle ilgisi olabilir ancak. “Durmadan aşklanıyorum ama hep böyle/ karanfiller gibi taze omzum, dizlerim, ayaklarım/ toplanıp gidiyor derken o deli fişek şey/ gün gibi parlıyor tırnaklarım” Edip Cansever’in Aşkın Radyoaktivitesi’ne benzer bir dalgalanma halinde gülmekten bahsedebiliriz.

Gülmenin, delilikle aynı anlama geldiği söylenir, çok gülersen başına bir şey gelir, başına bir şey gelmemesi için az gülmek ya da hiç gülmemek gerekir. Kutsallaştırılmış bir ölçü gibi yalan bir gülümsemeye yerini bırakır bu türlü inanış. Bu yüzdendir gerçek bir gülümsemenin peşine düşmemiz. Gülmeyi deliliğe benzetmek, benzetmelerin en güzeli olabilir, gülüyorum ve üstüne bir de deliysem ne mutlu bana! Birilerinin günü şöyledir: sabah kalkar, birden güzele yer ederler, biri şapkası, biri saçlarıyla, adının çıkardığı seslerle anlamlandırırlar sabahı.

İbn Sina, aşkı, insanın karşı cinsten birinin yüz çizgilerini, el kol devimlerini ve davranışlarını durup durup düşünmekten doğan sürekli bir hüzün düşüncesi olarak tanımlıyordu. Sonunda gözkapakları durmadan seğirir, soluk düzensizleşir, hasta bir güler, bir ağlar, nabız hızlanırdı. Deliliğe yakın belirtiler, gülmekle birlikte yüzdeki çizgilerin ve mimiklerin artması. Gülmenin, aşkla, delilikle ilişkisi, hepsinin iç içeliğinden gelir. Gülmeyen insanların aşksız olduğu anlamına gelmez bu, yanlış bir rastlaşmadır yalnızca, geç kalan bir tebessümdür, beklemedir.

Gülmek, bir söylemdir, susarak anlatmanın başka bir ifadesi. Gülüp geçmek, bir yüzün kenarında öylece kalabilmek de mümkündür. Bir başkasının gülümsemesiyle yaşayarak da çoğalabilir, çoğaltabilirsin sevinmeleri. Gülmek, gerçekleri gizlemez, acı bilginin ve yaşamın izlerini bırakır yüzünde. John Berger gibi gülmeye bir tepki değil, katkı olarak baktığımızda da değişir çoğu şey. “Ben bir başkasıdır. Teneke, boru olarak ses veririrse, bu onun hüneri değildir. Ben düşüncemin doğmasında varımdır: onu görürüm: onu dinlerim: yayımla bir dokunurum: senfoni hemen duyulur derinden. Düşünüyorum demek yanlıştır. Düşünülüyorum demek daha doğru olur.” Rimbaund gibi de, med zamanlardan, yeşil gecelerden, milyonlarca altın kuştan geçerek yüzlerden geçilebilir, yeni yüzlere kavuşulabilir insan, düş ve gerçeğin ayrımında yeni bir dünyayı kucaklayabilir. Mutluluk ve mutsuzluğun kıyısında dolaşarak gülüş mesafesini korumak gerekir. İki durumu da bir sonuç hali olarak düşündüğümüzde gülmeyi de nedenlerle ilişkilendirme tehlikesi doğacaktır. Ruha iyi gelen bir müziği dinlediğinde ya da sevdiğin bir tabloyu, heykeli uzun uzun incelediğindeki yüzüne yayılan gülümseme hali iyileştiricidir. Her şeyin değişmesini beklemek, beklerken mutsuz olmak, bir türlü adım atmamak ‘normal’ insanların bahanesidir. “biraz da susmalıyız. İnsan bir şeyler aramalı kendinde” Biraz da gülmeliyiz insan bir şeyler katmalı kendine’ye gidecek o yolu bulmalıyız. Gülüyorsan, âşıksan delisin, ne mutlu sana! 🙂

CATEGORIES