Hatırla Sevgili Kendini

Attığın her adımda yeni bir yolculuğa davet ettin kendini ve sordun ‘neyi arıyorum?’ diye. Sınırsız olanaklar içinde her şeyi seçebileceğine inandın, halden hale geçtin, yüzlerden, tekrar ettiğin o bakmalardan, yollardan geçtin. Buraya kadar güzeldi her şey bir yaşam belirtisi vardı ve tüm hücrelerinle hissediyordun yaşadığını. Yine de başa dönmek istedin hep, sorunun güzelliğinde, büyüsünde kaldın. Tam yola çıkarken bir eşik en fazla çizgisine kadar gelebildiğin. Başka duygular, düşüncelerin bedeni kuşattığı, ileride hüzünün de olduğunu bilerek çıktın o yola. Yaratılış bu, huyuna da tabiatına da karşı koyamazsın. Ağacın kökleri elbet dallanıp budaklanmak ister.

Yeryüzünün parçasıysan eğer ona dayanabilmek için iyi geçinmek zorundasın. Binlerce yıldır yaşayanlar söyler bunu, hep kavgalardan çıktıklarından bilirler iyi geçinmenin ne demek olduğunu. Yolda olmak tek başına zordur, çoğu zaman imkânsızdır. (Zor olduğu için güzeldir ayrı) elbet yolcunun biriyle karşılaşırsın, şansın varsa yoldaşın olur yoksa ete kemiğe bürünmüş, biçimsiz bir anlam arayışı kalır geriye o da yoldaşın olur, selametle dersin. Neden buradayım? Neyi arıyorum? Sorular hep başa döner, başa döndükçe güzelleşir fark etmezsin. Hep bir sonraki geçisinde iyiye gitmek istersin, tabiatın da huyudur bu, insana benzer. Yolda hırçınlaşırsın, yenilirsin, yenildiğin için daha çok sevilirsin. Denize bakmışsındır da denizle bir olmamış, gerçek manzaranın kavuşmak olduğunu fark etmemişsindir. Anlamdan manaya geçmek istersin bir an evvel, bedenin ve aklın buluşması bu zayıflık ve zaaf ile bir şekilde kendini gösterir işte mükemmel uyum. İnsansın ve arayıştasın ne mutlu sana!

O meşhur büyük kara delik, boşluk, yerini almak için hazırdır. Soruların, arayışın ortasına cuk diye oturuverir. Ne çözümleyebilir ne de görmezden gelebilirsin onu. Arayışın arkasında hep bir bekleme sanki olacak olanı haber verir. Yolculuk, içeride bir yerde ilk anonsu yapar: lütfen uçağa gidiniz! Gitmeye, o boşluğa kendini bırakmaya mecbursundur. Tabiatın uyumlu hali doğal afetlere götürecektir elbet, kahrolası tabiat! Birbirine benzer iki huy! Yaralarını da, sevinçlerini de aynı boşluk içinde görmek zorundasın artık. Safderun bir teslimiyete hoş geldin sayın yolcu! Artık yoldasın, en iyisi akışa, o boşluğun büyüklüğüne teslim ol, çok fazla sorgulama, didikleme, hatta mümkünse düşünme. Sahi ne arıyordum ben? Kendini sayın yolcu! Nehrin üstünden geçiyorsundur o sırada, içinden geçecek değilsin ya. Düşünerek cesarete gidemediğin anda belirecektir soru: Neden buradayım? Kuralların ve sistemin sevimsiz sorusu. O zaman harekete geçmeli, bir şeyler yapmalı, sebepsiz yere kendini kandırmalı, biraz iyimser bir tavırla inandırmalı iyiliğin olasılığına.

Boşluğun dibine doğru çekilirken, neden buradayım sorusuyla bir anda fırlatılırsın dünyaya. Ey özgürlük, ey arayış sen ne güzel şeysin! Sınırsız olanakların farkına varırsın tekrar.  (Acaba sınırsız olanakların bundan haberi var mı? Kötülük çiçekleri belirir.) Bunun farkına varırsın da cesaret edemezsin, deneyimler, birikimler bir yük, kimi zaman gerçeklik olarak karşına çıkar. Başka bir yolculuğa davet edilmek istersin artık. Tecrübe, tabiatın eşyaya bürünmüş haliyle, nesnellikle karşındadır. İşte sana hayatın yükü. Burada olduğunun farkındaysan, kurtulman gerektiğinin de bilincindesin. Farkındalık ve özgürlük, iki taşın arasında büyüyecektir bir papatya. Deneyimler, başka başka yollara, uzaklıklar, kavuşmaya götürecektir adım atanı. Elbet karanlıklarla karşılacak ellerin, gözlerin bir başkasında görecek kendini, açılacak pencereler…

Ne arıyorum? sorusu neyi aramıyorum? sorusuna bir mertebe atlatacaktır ancak. Orada aşılması gereken değil, varılması gereken yolların olduğunu bilmek, boşluğun sessizliğini, aklın bitmeyen uğultusuyla, olacak olandan, varılmayacak olana cesaretle gitmek gerektiğini söyleyecektir Yusuf’un biri. Ölmez canlardan geçerek, kendi huyunu aşacaktır her karşılaşmada. ‘İnsan bu dünyaya atılmış bir sorudur’ kendisini başkasının hikayesinde tamamlayacak olan. Soruların bilge yanını görmeli, tüm bilinmezleri, düşler bahçesinden geçerek kuşanmalı ve giyinmeli melamet hırkasını. Yusuf’u bilmek için şöyle bir kendinle dolaşmalı.

CATEGORIES