Son Yazın Başlangıcı

“Günlerin adı, sürelerince yaşanılan olayların değerine göre değişirdi.” Soruyorum ben de bir süredir kedinin tırnak izleri kayıp, denizin maviliği sisli, balkonlardan gelen hep aynı çatal bıçak gürültüsü… Yabancı kavuşmalar, tanıdık beklemeler, aynı ruhların yaza dönük dalgın yüzleri. Temize çekilmiş bir kağıdın arkasına yazılmıştı notlar, sokaklar, kitaplar, sohbetler… vapurlara binilecek, sonsuzluğu ve sonsuzluğun olasılığının anlık hissedildiği vapurlara, oysa gelmiştin.

Kadıköy, gemilerini görmek, gülünü açmak, aklı güzelleştirmek için hep bir çıkış noktası olurdu. Kuğu Sokak, 14 numara. Pencereleri kapanmayan, camına yapışıp kalmış peluş bir oyuncak, kim bilir kimin hediyesi ki affedilmemiş. Sonra bana mutlaka reçeteni getir diyen eczacı tam karşısında. İkimizin de yüzünde dünyanın bir sonraki anına denk düşecek gezegenin yalnızlığı. Bir cam ve Gülen Apt. bilinmeyen musikinin sevilen şarkıları. Güzel yüzler, günlük hareketler, çok satan kitapların arasında sıkılgan yüzü, Yusuf Atılgan’ın.

Cankurtaran boyunca, sahilde elinde bir kitaptı C. Sıcak, alışıldık rüzgar beklentisi, biraz tutarlı, biraz havai yaz, her şeyin birdenbire uzaklaştığı ve yakınlaştığı nemli ve gamlı tarihin birikimi. Daha yeni başlangıçlar için uzun cümleler kurmak isterken, geçen sinsi şiirli bir yaz bu. Birkaç yıl önce okumuştun, hiç beklemediğin, tuhaf görünümlü insanların çantasından çıkan aynı kitaptı. Yürürken okuduğunu biliyorum yavaş adamların hızlı okuru olmalı dediğini de. Uzun bir yaz var önümüzde Haziran başlı başına bir mevsim kirazına saklanan. Kirazlar, sadece gülüp geçtiğin…  İçinde hep bir şeylerin olacağı beklentisi, seni temmuza yaklaştıran. Sokağında köşesinde, karşı çıkmasını umduğun bir el sana doğru gelecek ve söyleyecek şarkısını, direnmeye yakışan kelimelerin şarkısını, biliyordun.

Dağılan yüzlerde, kalbin birkaç iyi ritmik hareketi bu da bir şeydir dediğin. Vapur, varış saatinde hep aynı yüzleri çoğalttığın, belli ki çölünde kaybolmayı tercih etmiş bakışma mesafelerin. Bir çocuk var ki hiç ulaşamadığın, bir ruh henüz karşılaşmadığın, karşılaşmaktan kaçtığın heykeller aynı kılıç ve yazgısı. Boş meydanlar ve gürültüler, yolunu bilerek geçtiğin. İnsanlardan yenilik beklemek saçmaydı, katılıyordun. Evler, kum saatiyle öğrenmişti ilk zamanı son zaman bir solukta dengesini bilmeyen modernleşme çağı, kelimeler tutulması. Birkaç adım sonra öğrenmiştin kendinden de vazgeçmen gerektiğini. Birisini kaybetmeyi göze alanın önce kendini kaybettiğini bilemedi sokakların.

Gazetede bir fotoğraf; ayakları çıplak çocukla, elinde peluş oyuncağı olan kızın bakışmasını unutamamıştın da hızlı yağmurları çabuk unutmuştun. 91. sayfada bırakmıştın yazıları, canın sıkılmıştı. “Bu yaz da böyle kayıtsız yumruklarla, görülmeyen zeytin ağaçlarının uzağında mı geçecekti?” aynı ses tonuyla soruyordun. Nasıl koruyordun sesini içimden içime hep soruyordum. Yeni sayfalara geçme niyetini kendinde bulmalı, kendine karşı gelmelisin. Böyleydi izlediğin filmler, üzümün ilk doğumu, Mitos’un günü, kumrunun bildiği.

Temmuz geçiyordu bağlarından, bir düş akımına kapılmadan yeni yağmurları iyileştirmeli. Uzun güz öncesi olanın ağır ağır yokluğunu gidermeli ağustos, bağların hazırlanmalı, sayfalar değişmeli. Gündüz kımıltısına eşlik edecek otellere gitmeli, yeni mor düşüncelere açılmalı, tanımalı çocuğun bekleyen yüzünü. Bir sabah yolcuğunu göze almalı, gözden kaybolmalı ansızın, kendinden, son yaza geçerken uçarı şehirlerde yeni şarkılar söylemeli. Herkesin ve kimsenin bilmediği yüzlerde birleşen ağustosu yaratmalı böyle demişti ilk yazın.

CATEGORIES