Tuhaf Bir Karşılaşma

‘-Dansa çok sık gider misiniz?

-Hiç

-Öyleyse neden rumba öğreniyorsunuz?

-Sebebi yok.’

Ettore Scola’nın Özel Bir Gün filminde, 6 çocuklu, evli Antonietta (Sophia Loren) ile aynı apartmanda yalnız yaşayan Gabriele’in (Marcello Mastroianni) yolları, birinin tutsaklığında, diğerinin özgürlük arayışında kesişir. Papağanı, Gabriele’in evine kaçan Antonietta, bu karşılaşmadan sonra hayatının en özel anlarını yaşayacaktır. 6 çocuğu ve kocasıyla kalabalığın içinde yalnız bir hayat yaşayan ve kendini unutan Antonietta, Gabriele’in hayatına dokunmasıyla yaşadığını hatırlayacaktır.

Özel Bir Gün’de, yaşamın tüm karşıtlıklarını, uyumları ve seçimleri bir aradadır. Başka bir pencereden bakarken, bir perde daha aralanır ve bir perde daha… Evrenin ve sevginin sonsuzluğunu tam da burada fark etmemizi sağlar. Aslında görünenin hiç öyle olmadığının, görmemiz için gösterilenlerin de gerçeği yansıtmadığını fark ederiz. Bunu anlamak için ise başka bir kapıyı çalmak gerekecektir.

Ettore Scola, insanın görünmeyen karanlık tarafını değil, tam da görüneni anlatır.  Görünmeyenler, ortaya çıkarılamamış, keşfedilememiş güzelliklerdir. Filmin başlangıcında, Hitler-Mussolini birleşmesindeki kutlamalar gösterilir. İnsanlar bu kutlamalar için evlerinden çıkarken, evin işleri, çocukların sorumluluğuyla evine hapsolmuş Antonietta, kendi evinde, hiç sebebsiz dans eden, sisteme ve çirkinliklere karşı kendini korumaya çalışan Gabriele ile sırlarını ve hayatını paylaşır. Aynı apartmanda, aynı inançlara ve hayatlara sahip görünen insanlar, kendilerinin ve birbirlerinin farkında olmadan yıllarca yaşayıp gider. Birbirlerini fark eden bir kadın ve erkek yaşamlarına bu karşılaşmayla başka yerlerden bakmaya başlayacaktır.

Özel Bir Gün, görünmeyen kadının sömürülen emeğine de özel bir yerden yaklaşarak, başka bir karşıtlığa dikkat çeker. İnsana sorumluluk olarak gösterilen dayatmalar ve kalıplara da bir başkaldırıdır ve bu yanıyla da özel bir filmdir.

 

‘Hayat ne kadar kötü olsa da yaşanmaya değer. Bunu hatırlamak için bir papağan çıkar gelir. Hani çığlık atmak ister atamazsın, çünkü nefesin yetmez. Hem konuşmak da istiyorum, konuşmak konuşmak… Ya da nasıl anlatsam? Sokağa çıkıp, önüme çıkan ilk yabancıyı durdurmak, kendimle ilgili her şeyi anlatmak istiyorum Onu korkutana, dehşete düşürene dek hatta canını yakmak istiyorum…’ ‘Benimle konuş yeter ki ne olursa olsun önemli değil…’ der Gabriele, telefonda konuştuğu dostu Marco’ya.

26 numaralı bir kapının yanında şöyle yazar: ‘Hakiykat bir denizdir şeriattır gemisi/ çoklar gemiden çıkıp denize dalmadılar’ Yunus’un dizesinden bin anlama kavuşup, gerçeğe ulaşmak için iyiye ve iyi olacak olana yaklaşmayı öğrenmek, esaretin insanın kendisinde başladığını da görmeyi öğretecektir. Savunduğun fikirlerin, değerlerin, nerelere ulaştığını bilmeden yaşayarak, tüm dünyaya karşı saldırgan ve öfkeli olduğundan, en yakınındakini göremeyecek kadar kör olabilir insan. ‘Evde başka, dışarıda başka’ birisine dönüşerek, toplumun dayattıklarına da öfkesiyle boyun eğer. Bu yüzdendir en yakınına zarar vermesi, kendini ve başkalarının hayatını da karanlığın içine çekmesi… İdeolojisinin ve değerlerinin de bu karanlık içinde kaybolmasıyla, sonunda kendini de kaybeden insan, gerçek olana yaklaşmadan, özel bir gün yaşamadan gidecektir hayattan… Görmek istediğin, karşında, tüm canlılığıyla, bir kuşun kanadında, orada bekleyendir, kavuşmak isteyene.

 

CATEGORIES