Yaşama Uğraşından Yaşam Ortaklığına

“İnsanları ortak bir topluma götüren şey, yani onları ahenk haline koyan şey faydalıdır; ahenksizlik getiren şey ise, tersine kötüdür.” Dünyada yerini bulmak için uğraşan insan, kendi kaosunu yaratarak, yeni bir düzenin peşinde yıkmaya odaklanır. Eskiye dönük her türlü fikir, tecrübe, atılım ona göre yok edilmelidir. ‘Yeni bir dünya’ yaratma ihtiyacı ancak yıkımla mümkündür. İnsanın bu savunması onu evrende kendine ait bir evren daha yaratmasını sağlayacak yeni anlamlarla kuşatır. Daha iyisine kavuşmak, daha fazlasına sahip olmak, dahanın anlamını çoğaltmanın dışında bir amaca hizmet etmesi pek mümkün değildir. Hesaplaşmaları ve çıkarları ile evinde kötülük çiçeklerini açtırır. Kaosunu yaratan ve ‘kişisel’ hikâyesini yazan bu insanın istediği sorulduğunda, daha iyi bir dünya hayalinin peşinde olduğunu söylecektir. Kelimelerin dışa dönük yüzünün, dünyayı ele geçirişiyle, kalbe dokunmadan yitip gittiği zamanlardır bunlar…

Daha iyi bir dünya hayalinin ardında saklanan, “bana yararı ne?” sorusunun, dünyanın dengesini bozduğunun farkında mıdır? Mechul. Çok konuşarak, sesini yükselterek ben buradayım dedikçe yarattığı dünyasında, kuyusunda kaybolmaya başlar. Bu kayboluş  onu, yeni bir öfkeye, sabırsızlığa ve en sonunda kendine yabancı olmaya götürecektir.  Bu enkazları ortadan kaldırmanın yolunda Spinoza, ortak akıl düsturundan bahseder. Bizi ortak akılda buluşturacak, fayda sağlayacak sebeplere odaklanmak, gerçeğe ve canlı olana da yakın tutacaktır.

Hayal kurabilmek için yaşam üzerine düşünmek, hayalleri yapılandırabilmek içinse yaşamın nedenlerine odaklanmak, bize evimizin penceresi olduğunu da hatırlatacaktır elbet. Yaşamın neresinde durduğumuz da daha iyi bir cevabın etrafında düşündürebilir. “Ve açıkça ağır ve acılı yeryüzüne adadım yüreğimi ve kutsal gecede, sık sık, kendisini ölünceye dek bağlıklıkla, korkusuzca, ağır yazgı yüküyle seveceğime, gizemlerinin hiçbirini küçümsemeyeceğime söz verdim. Böylece ölümlü bir bağla bağlandım ona.” Hölderlin’in Empedokles’inin yaşama, yaşamın doğasına olan tutkusuna yakın bir yerden bakabilmek gerçek olana yaklaştırabilir.

Dünyanın manasını anlamak ve onun arayışında olmak için her türlü duygulanıma hazırlıklı olmak, o anın içinde kaybolup yeniden doğmakla mümkündür. “Koskoca bir ağaç görüyorum/ ufacık bir tohumda/ o ne ağaç ne tohum/ ben bir meyvayı ağacım âlem/ ne ağaç/ ne meyva/ ben bir denizde eriyorum” ruhu edebi kılarak varlığını tanımaya çalışmak da mümkün, yaşamın anlamını boşluktan uzaklaştırmak da. Zamanların içinde kuşların uçup, kervanların geçtiği bir iğne deliğinden dünyaya bakabilmek de. O iğne deliğinden baktığımız dünya, bizi ortak akılda buluşturabilir. Başkasının düşüncesine, yaşamına, ezilmişliğine, kırgınlıklarına ortaklıktır bu. İyi bir dünyanın hayalinde yaşamak yerine, düşüncesini harekete geçirecek bir başka akla yaklaşmakla mümkündür.

Yok saymaya ve yıkmaya odaklanan anlayış, dışarıda yağmacılık ve içeride sevgisizlikle kuşandığında; böyle gelip böyle gitmeyecek bir zamanın ortasında beklemek ve izlemek insanı, önce kendisine, en sonunda topluma karşı bir yabancıya dönüştürecektir. Yaşam, orada öylece durur ve insan suyun yansımasını izler gibi akıp giden hayatını izler. Yok saymanın ve yalnızlığın odağından çıkarak evrensel olana odaklanmak, yaşamın nedenlerini anlamaya yaklaştırabilir. “Hiç kimse durmazsa her şey yürür, bu aşk demektir/ her şey kullanılmazsa dirim bir ihanettir ölüme” Aşkın ve yaratmanın peşinde insan, kendini, tarihini yeniden tanır, bu devinimle bütünleşmek evrensel olana ulaşmaktır. Evreni kuşatan düzensizliğe karşı, haksızlığı anlayarak, duyarak daha iyi bir dünyanın hayalini kurmak ve onun için adım atmak gerekir. “Ben sevemezsem sevmek kimselerin elinden gelmez” diyenin yakınından geçebilmek yaşama yakışan bir başkaldırıdır. Yapılan, yıkılan her şey insanın kendisine benzer, kurulan ve yıkılmayan ülkülerde olduğu gibi.

CATEGORIES